YENİLER

Site add
Anaokuluna ağlamadan başlamak mümkün mü?
Erken Çocukluk

Anaokuluna ağlamadan başlamak mümkün mü?

Çocuğu ilk kez okula başlayacak olan ebeveynlerin, aşağıdaki yazıyı dikkatle okumalarını tavsiye ediyorum. 20 yıl boyunca anaokuluna binlerce çocuk alıştıran bir kurumun psikoloğu olarak, çocukları ağlatmadan okula alıştırmanın onların gelecek yaşamları açısından büyük önem taşıdığının altını çizme sorumluluğunu hissediyorum.

Anne-babalar çocuğun okula nasıl bir planla alıştırılacağını bilmek zorunda değiller ama bilmeleri gereken bir şey var; o da çocuklarının ağlatılarak okula alıştırılmasına asla izin vermemeleri gerektiğidir.

Çocuklarımız için en iyisi olsun diye onları okulöncesi kurumlara göndermiyor muyuz? Onların okulda ne öğreneceklerini, hangi yeteneklerinin gelişeceğini, hangi dilleri öğreneceklerini, hangi metotla eğitim verileceğini, zihinlerinin nasıl gelişeceğini bu kadar önemsiyor, irdeliyoruz da okula başladıklarında günlerce haftalarca ağlatılmasına neden göz yumuyoruz? Zihinsel gelişimi önemsediğimiz kadar niçin duygusal gelişimi önemsemiyoruz? Çocukların haftalarca ağlatılmasını nasıl normal bir durum olarak görebiliyoruz? Üstelik bu konuda tüm oklar ebeveynlere yöneltiliyor. “Çocuğunuzun çok üstüne düşüyorsunuz.” “Şimdiye kadar sosyalleşmesini sağlamamışsınız.” “Duygusal davranıyorsunuz, neden bırakıp gitmiyorsunuz?” sözleriyle ebeveynler de aslında öğrenilmiş çaresizliği yaşıyor.

Çocuğunuza öğrenilmiş çaresizliği öğreterek ağlatmaya mecbur değilsiniz! Siz onun için en iyisi olsun diye çok uğraşıp büyük inançlar atfederek bir okul seçiyorsunuz değil mi? Ve sizlere maalesef çocukların okula alışmasının başka bir yolunun olmayacağı söyleniyor Türkiye’de. Bu noktada şunun altını bir kez daha çizmenin önemli olduğunu düşünüyorum: Çocuklarınız ağlamadan rahatlıkla okula alıştırılabilir!

Peki, ağlama olmadan okula alışma olur mu?

Öncelikle “Çocuklar okula başlarken niçin ağlar?” bunun cevabına odaklanalım istiyorum. Hangi yaş grubunda olursa olsun, bir çocuğun okula başlarken ağlıyor olması, onun herhangi bir eksikliği olduğunu göstermez. Aslında çocuklar ağlayarak en doğrusunu yapıyorlar! Niçin ağlıyorlar biliyor musunuz?  Güvenli bağlanma olgusunu ortaya çıkaran John Bowlby’nin oğlu, aynı zamanda bağlanma teorisi alanında yaptığı çalışmaları ile tanınmış Psikolog Richard Bowlby diyor ki; güvenli bir bağlanma figürü yanında olmadığı zaman çocuğun stres ve kortizol seviyesi yükselir. Çocuğun bir bağlanma figürü olmadan, tanımadığı bir ortamda tek başına bırakılması travmaya sebep olacak sonuçlar doğurabilir.

Anaokullarında bulunan tüm psikologların en çok önemsemesi gereken durum da budur. Çocuk ancak ve ancak güvenli bağlandığı bir kişi eşliğinde okuldaki öğretmenine güvenli bağlanabilir. Fakat, bu ilişkilerin güvenli hale gelmesinin, bir sürece ihtiyaç duyduğu unutulmamalıdır.  Bu bağın birkaç günde oluşmasını beklemenin ise ne kadar acımasız olduğunu bilmek gerekiyor.  Okuldaki teknolojik, fiziksel imkânlar çok cazip olsa da çocuklar objelere değil, insanlara bağlanmalıdırlar.

Sevgi, şefkat ve empatik olma özellikleri taşıyan bir öğretmene bağlanma ve çevreye alışma, henüz gelişmekte olan bu küçücük beyin için bir süreç gerektirir. Yaş küçüldükçe bu süreç uzar. Dolayısıyla çocuk için o öğretmen henüz bir yabancı konumundayken, ebeveyni onu bırakıp gittiğinde, yaşanan tek şey ağlamasının bitmesidir. Ağlama bitebilir ancak duygular hala oradadır. Evet, çocuk bir süre sonra ağlamayı bırakıp mecburen susar. Ancak öğrenilmiş çaresizlik yaşayarak susması, sorunun ortadan kalktığını göstermiyor. Aslında maalesef ki ağlama davranışının sona ermesi, ayrılmanın başarısı olarak görülüyor. Çocuğun duygusuna önem verilmiyor. Çocuğun ağlamaması; korku, endişe gibi duyguların sona erdiğini göstermez. Sadece ağlama sinyalinin dinlenmeyeceği bir ortamda çocuk sinyal vermeyi bırakır. Ancak ebeveyn de bu sinyalleri dinlemez ise, susan gözyaşları uzun vadede kendini agresif davranışlar, içe kapanma, okul fobisi ya da kabuslar gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Çocuğun kişilik bütünlüğü zarar görebilir. Çocuklar, onu bırakıp giden ebeveynlerine karşı güvensizlik hissedebilirler. En önemlisi de çocukken yaşadıkları bu kötü deneyimler, uzun vadede, yetişkinlik hayatlarındaki tüm yeni başlangıçlarına da kaygı ve stresin eşlik etmesine neden olabilir.

Yine soralım: Peki, ağlama olmadan okula alışma olur mu?

Evet, olur! Okulun bilinçli yaklaşımı ve alışma sürecinin ebeveynle birlikte planlanması ile çocuklar güle oynaya yeni başlangıçlar yapabilirler. Bunun için önce okulun, sonra da ebeveynin bilinçli emeği gerekir. Nasıl mı? Oryantasyon süreci boyunca, çocuğun güvendiği bir ebeveyn okulda onu bekler. Çocuk, öğretmeni ile birlikte oynarken, ihtiyaç hissettiği her an gelip ebeveynini görür. Bu konuda bir kısıt hissetmeyen çocuk rahatlar; stres seviyesi yükselmez; çevresinde gördüğü her şeye keyifle katılır. O biliyordur ki öğretmenine güveninceye kadar, güvenmekte olduğu ebeveyni onu beklemektedir.

Çocuğun güven duyduğu bir ebeveynin onu okulda bekleme süresi ne kadar diye merak ediyorsanız; bu sürenin çocuğa göre farklılık gösterdiğini söylemeliyim. Oryantasyon sürecini ortalama 2 hafta ile 4 hafta arasında değişen bir süreç olarak öngörürüz. Kimi çocuklarda bu süre 2 aya kadar uzayabilir. Okulun bilgiyle ve sabırla bu sürece eşlik etmesi çok önemlidir. Deneyimlerim sonucu pek çok ailenin bu süreyi hızla kısaltmak istediğini, buna zaman kaybı ya da bir performans göstergesi olarak baktıklarını görüyorum. Çocuğun güvenli bağlanmasının sinyallerini almadan ebeveyni okuldan göndermemek gerekir. Deneyimlerim sonucu görüyor ve biliyorum ki, her çocuğun kendine özel bir oryantasyon süreci ve hikayesi vardır. Bu hikâyede çocuğun başkahraman olması şarttır!

Bu noktada bazı özel durumlara değinmek gerekiyor: Kardeşin gelmesi; anne-çocuk bağının yüksek olması; çocuğun duygulanım özellikleri gibi çeşitli faktörler alışma sürecini olumsuz yönde etkileyebilir ve sürenin uzamasına neden olabilir. Bu gibi durumlarda okuldaki uzmanlar bu süreci yakından izleyerek aileye destek verir.

Çocuğun okula başlangıcı, uzun yıllar devam edecek bir eğitim hayatının ilk adımıdır. Aynı zamanda çocuğun anne-babadan ayrı bağımsız bir ortam edinmesinin de ilk fırsatıdır. Oryantasyon bu nedenle en fazla özen gösterilmesi gereken süreçlerden birisidir. Doğru uygulanan ve uzmanlar tarafından takip edilen bir oryantasyon dönemi öncelikle çocuğun okuluna güvenli bağlanması ile gerçekleşir. Güvenli bağlanan çocuklarda, sosyalleşme ve akran ilişkileri daha sağlıklı gelişir. Çocukta terkedilmişlik duygusu yaratmadan, ebeveynden koparmadan, kaygı yaratmadan ve en önemlisi çocuğa çaresizlik yaşatmadan geçirilen keyifli ve sağlıklı bir oryantasyon dönemi okuldan alınacak verimliliğin de temelidir.